Galileo’nun işaret ettiği sır

Galileo’nun Parmağı: Bilimin On Büyük Fikri adıyla Barış Gönülşen tarafından çevrilerek Patika Kitap Yayınları etiketi ile Türkiyeli okurlarıyla buluştu. Yalnızca biyoloji alanında değil, bilim tarihi açısından dönüm noktalarını oluşturan termodinamik, kuantum, uzay-zaman, aritmetik gibi bir dizi konu başlığının yer aldığı çalışma Galileo'nun çalışmalarını inceliyor.

Cansu Başak [email protected]

DUVAR – 26.09.2017 -  Son birkaç aydır bizlerin de gündemini meşgul eden, eğitim müfredatıyla bağlantılı evrim tartışmaları deyim yerindeyse popülerliğini hiç kaybetmeyen bir münazara başlığı gibidir. Bir uçta romantik fanilere göz açtırmayan ‘fanatik bilim bağnazlarının’ diğer uçta ‘cennetin haritasını koltuğunun altında taşıyan mütedeyyinlerin’ yer aldığı bu pseudo-spektrumda sağduyu sahibi olsun olmasın, mesleklerinden bağımsız olarak toplumun bütün renk tonları sıralanır. Ve bizlere de ‘bir yandan / öbür yandan’ tartışmasına sıkışmış bir parodi seyrettirilir. Ne yazık ki bilimsel yönteme ilişkin bir tartışmayı içermediği sürece uzun süre bu sığlığa mahkum olacakmışız gibi görünüyor.

 

Fakat coğrafyamızda güzel gelişmeler de yaşanıyor. Tartışmanın Gordion düğümünü çözmeye katkıda bulunacak yeni bir çalışma Patika Kitap Yayınevi’nin uğraşlarıyla raflardaki yerini aldı. Ünlü kimyager Peter Atkins’in “Galileo’s Finger: the Great Ideas of Science” adlı çok satan çalışması Galileo’nun Parmağı: Bilimin On Büyük Fikri adıyla Barış Gönülşen tarafından çevrilerek Türkiyeli okurların beğenisine sunuldu. Yalnızca biyoloji alanında değil, bilim tarihi açısından dönüm noktalarını oluşturan termodinamik, kuantum, uzay-zaman, aritmetik gibi bir dizi konu başlığının yer aldığı bu çalışmada Atkins Galileo’nun parmağını neden vurguladığını şöyle açıklıyor;

“…bu kitap Galileo’nun gerçeklerin açığa kavuşturulmasındaki etkisine sembolik olarak parmağı üzerinden saygıyla atıfta bulunmaktadır.”

Bilim elbette cevaplar peşindedir. Ancak bu cevaplar önceden bildiğimiz ya da olmasını istediğimiz, arzuladığımız türden cevaplar değildir. İşte bu nedenle benimsediğimiz yöntem gerçeklere ulaşma arzumuzun kendisini de ele verir. Gerçekleri açığa kavuştururken ya da bir başka ifadeyle içinde yaşadığımız uzay-zamanı anlama çabasında ‘bilimsel yöntem’ tıpkı bir pusula gibidir. Tek başına sonuçları değil, yönelttiğimiz soruları ve görme derecemizi belirler. Hem alet kutumuzun içindekilerdir hem de bu aletleri kullanma becerimiz. Hatta bir adım daha ileri taşırsak, yaşadığımız deryayla kurduğumuz ilişkiyi de gözler önüne serdiğini söyleyebiliriz. Bu ipuçlarının ardından takdim etmek gerekirse; Atkins’in önsözde son derece yalın örneklerle betimlemeye çalıştığı bu ‘yöntem’ aslında pek çoğumuzun iyi bildiği nam-ı diğer Soyutlamadır. Esasen Galileo’nun Floransa Bilim Müzesi’nde yönünü gökyüzüne çevirmiş parmağı soyutlamanın yönüne de işaret etmektedir.

BASİT OLANLA KARMAŞIK OLAN ARASINDAKİ İLİŞKİ

Peter Atkins, Bilimin On Büyük Fikri, Galilleo’nun Parmağı, çev: Barış Gönülşen, Patika Kitap Yayınları, 2017.

Bir taşın hareketinden uzay cisimlerinin devinimine, ‘görünür’ dünyanın sınırlarından bize göz kırpan atomik zenginliğe, canlıların sınıflandırılmasından moleküler çeşitliliğe değin uzanan bu yolculukta bize eşlik eden araçlarımız, duyu organlarımızdan en hassas gözlem düzeneklerine kadar farklılık göstermektedir. Bilimsel araçlarımız aynı zamanda düşünsel kıvraklığımızın bir göstergesi olan soyutlama düzeylerine karşılık gelirler. Atkins’in kitabında konu başlıklarının sıralaması tam da bu nedenle bilinçli olarak belirlenmiş. Diğer popüler bilim kitaplarından farklı olarak, kitap bizi öncelikle soyutlama merdiveninin ilk basamağına davet ediyor, yani evrime.

En başta ‘gözlemlemenin’ ve fikir yürütmenin görece daha mümkün olduğu bir aşamadan başlayıp, araçlarımız geliştikçe kompleks DNA yapısına ve canlılığa ilişkin daha incelikli tanımlara ulaşıyoruz. Fakat kat etmemiz gereken sekiz basamak daha var. Üstelik gündelik yaşamda kendi ham deneyimlerimizden yola çıkarak algılamanın mümkün olmadığı mikro dünyalar da duraklarımız arasında. Bir kez yola çıktıktan sonra, bu yolun hiç de çizgisel olmadığını, tekil olanla evrensel olan arasında sürekli mekik dokuduğunu görmek son derece heyecan verici. Atkins’in soyutlamanın zirvesi dediği matematik bizi son basamakta bekliyor. Aslında tüm macera sırasında o hep yanı başımızda, bize ‘el yordamıyla’ kılavuzluk ediyordu. Yine de denilebilir ki tek başına bağımsız bir alan olarak matematik, insanlığın ulaşabildiği en incelikli soyutlamayı gözler önüne sermektedir.

Rousseau temel bir soyutlama düzeyiyle bizi tarihsel bir gezintiye davet etmişti, Marx’ın soyutlama mikroskobu görünür toplumsal ilişkilerin ardında yatanı ifşa etmeyi amaçlıyordu bu defa Atkins doğanın içinden bizlere sesleniyor;

“Belki biraz zorlayıcı ama sonunda tatmin olacağınız bir yolculuğa çıkmak üzereyiz…Yolculuk ilerledikçe, anlamanın zirvesine dikkatle ulaştırma çabam esnasında öncelikli dileğim, sizlerin sadece bilimin sağlayabildiği o derin aydınlanma keyfinin deneyimini yaşamanızdır”