Diyarbakır 5 No'lu Cehenneminde Ölümden de Öte

cnnturk.com, Murat Aydın'ın Haberi / 17.12.2015

Almanya'da yaşamını sürdüren Hasan Hayri Aslan'ın ilk kitabı olan "Diyarbakır 5 No’lu Cehenneminde Ölümden de Öte", 12 Eylül darbesiyle birlikte Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan sistematik işkence ve buna karşı yürütülen ölüm orucu direnişini anlatıyor.

Dünyanın en kötü cezaevinden biri olmakla ünlenen Diyarbakır 5 No’luda yaklaşık on yılını geçiren ve o mücadale içeresinde yer alan (kendisi de işkence mağduru) yazarın bu kitabı, doğrudan tanıklık, yaşanmışlık ve 5 No’lunun bütünlüklü kronolojik öyküsünün bir örneği olması açısından önemli bir eser.

Kitapta 12 Eylül dönemi ile birlikte yoğun olarak başlayan ve ölümlerle sonuçlanan ağır, vahşi işkenceler tanıklıklar eşliğinde anlatılıyor.

Esat Oktay Yıldıran'ın İç Güvenlik Amirliği'ne getirilmesiyle birilkte Diyarbakır Cezaevi'nde karanlık dönem başlar; tutuklular en ağır işkencelere maruz kalır, hayatlarını kaybederler...

Cezaevinde işkenceci gardiyanların elindeki kalın yuvarlak sopalarda "Beni Öp Haydar" yazması nasıl bir dönemin başladığının da işaretidir.

Cezaevinde tutuklulara yönelik o kadar saçma emirler var ki. Bu "emir"ler bazen işkenceye zemin hazırlamak için kullanılır. Bunlardan biri de "fare yakalama" emiridir.

Tutuklulara "Her hücre bir fare yaklayacak" komutu verilir; yakalayamayanlara dayak, falaka vardır. Yakalayanlara ise fare yedirilir!

Cemal Kılıç, duvardan duvara çarpılarak öldürülür

PKK operasyonunda gözaltına alınan Cemal Kılıç, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde işkenceyle öldürülür. Bir bacağına bağlanan iple onu duvarda yüksek bir yerde bulunan projektör lambasınının demir stabilesi çengeline baş aşağı asarlar. Sonra duvardan uzaklaştırıp bırakarak sarkaç gibi beton duvara çarparlar. Kılıç, bu işkence sonucu ölür.

Sigara külü ile mide ağrısını geçirme

Tutuklular sadece asker ve gardiyanların işkencelerine, keyfi uygulamalarına maruz kalmazlar; cezaevi doktoru da kendilerine yönelik bir tehdit sebebidir. Revire sağlam giden, hasta gelir...

Bu yüzden doktora gitmeyip mide ağrısına karşı sigara külünü suya karıştırıp içen tutuklular, kendi çözümlerini kendileri bulmuş!

Esat Oktay Yıldıran dönemin kendilerini yaktılar

24 Şubat 1981'de Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın İç Güvenlik Amirliği'ne başlamasıyla işkence had safhaya ulaşır. Aynı koğuşta kalan Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyak ve Mahmut Zengin ise işkenceye karşı 18 Mayıs'ta kendilerini yakarlar.

Altan Tan'ın babası oruç tuttuğu için işkenceye maruz kalır ve ölür

Şu anda HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın babası Bedii Tan, ağır işkencelerle öldürülür.  Kitabın yazarı olan Hasan Hayri Aslan bu dönemi şu sözlerle anlatır: "Ramazan ayıdır, Bedii Tan oruç tutuyor. Cezaevi idaresi onun oruç tuttuğunu öğrenince Bedii Tan'a önce ağır işkenceler yapar, ardından da havalandırmadaki rögar kapağını açtırarak pislik yedirirler. Bundan dolayı ishal olur ve kaptığı basil parazitlerden hastalanır ve tamamen harap düşer. Gardiyanlar, zorla yataktan kaldırır ve döverler, düşer, tekrar kalkar, bu kez gardiyanlardan biri tekvando gösterisiyle göğsüne vurduğu tekme ile kafa üstü yere düşer. Yerde karnına basarak bağırsaklarını ve diğer iç organlarını patlatırlar, ölür... Ölümünden sonra koğuşa gelen bir hakim yüzbaşı ile bir asteğmen 'Bedii Tan, koğuşa gelmeden önce ishale yakalanmıştı. Bağırsak enfeksiyonundan dolayı öldü' diye koğuştaki mahkumlara ifade imzalatırlar.

O dönem tek tip elbiseye karşı yapılan ölüm orucuna dışardan da destek verilir. Hatta Paris'ten Strasburga'a yapılan "Uzun Yürüyüş"ün ilk 5 kilometresine Yılmaz Güney de katılmıştır.

Radyosyonlu çayı tutuklulara içirirler

Hasan Hayri Aslan, Çernobil Nükleer Faciası'nın yaşandığı günlerde bidonla günlük bol miktarda koğuşlara çay verilmeye başlandığını belirterek, o dönemi, "O sıra Çernobil nükleer faciası yüzünden Karedniz çaylarının radyosyon serpinti taşıması nedeniyle kullanılması sağlık raporları doğrultusunda sakıncalı bulunmuş ve hükümetçe bedeli ödenerek imha kararı alınmıştı. Belli ki bazıları imha etmeyip orduya ve cezaevlerine göndermiş. Mahkumlar da bunu bilmelerine rağmen çaya özlem yüzünden o çayları içerler" sözleriyle anlatır.

Dündar Kılıç'tan mektup

Mafya babası Dündar Kılıç da o günlerde Diyarbakır'daki cezaevine gönderilir. Kılıç, başgardiyanlarla TKM/ML davası mahkumlarına "ben Dündar Kılıç, Yılmaz Güney benim kirvemdir. Kirvem Yılmaz Güney'in arkadaşları olduğunuzu öğrenince çok sevindim. sizleri misafir olarak koğuşumda ağırlamak istiyorum, teşrif etme onuru verirseniz çok mutlu olacağım..." notu gönderir.

Tutuklular önce bu isteği reddeder, Kılıç'ın ısrarı üzerine bir kez ziyarete giderler ve hediyelerle geri dönerler.

Sakine Cansız iddiası

PKK'lı Sakine Cansız'ın Paris'te öldürülmesiyle ilgili ilginç bir anekdot paylaşır Hasan Hayri Aslan kitabında...

Cezaevinde zamam zaman ismini duyduklarını belirten Hasan Hüseyin Aslan, Paris'te katledilmeden 5-6 ay önce Hamburg'ta Sakine Cansız'ın talebi üzerine görüştüklerini belirterek şu anısını anlatır: Bir kafeteryada görüştük, yanında tanımadığım bir kaç arkadaşı daha vardı. Bir şeyler anlatmak istiyor gibi bir hali vardı, ama bir türlü esas konuya giremeden cezaevi anılarına dalıp gittik ve harekat saatim gelip çattı. 'Başka bir zaman daha uygun bir süre ve yerde görüşmek dileğiyle' beni yolcu ettiler. Cansız, daha sonra Paris'te katledildi. Bu olaydan sonra Hamburg görüşmesindeki tedirginliği bende daha derin bir anlam kazanmıştı. Sahi ne konuşmak istiyordu, kendisini tehlike altında  mı hissetmişti"

Esat Oktay Yıldıran'ın köpeğine her gün kuzu eti!

Hasan Hayri Aslan, kitabında Diyarbakır zindanında kadın mahkum Nuran Çamlı Maraşlı'nın kaleme aldığı bir yazıyı da paylaşır. Orada Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın köpeği 'Co' ile ilgili ilginç bilgiler yer alır. Nuran Çamlı Maraşlı ö dönemi şu sözlerle ifade eder: "Esat Oktay'ın 'Kızım' dediği Co isimli köpeğini biz kadın tutsaklar besliyorduk. Sabah yemeği için bizim hücreye getirirdi. Her sabah yeni kesilmiş iki kilo yağsız kuzu eti, bazen de dalak, ciğer yediriyorduk. Gardiyan her akşam köpeğe kan içirdiğini söylüyordu. Biz karnını doyurduktan sonra erkek arkadaşların üzerine saldırtmak için diğer koğuşlara götürüyorlardı."

PKK'lılar, Musa Anter'den 5 milyon istemiş!

Kitapta, 1992'de JİTEM tarafından Diyarbakır'da katledilen Musa Anter'le igili ise flaş bir iddia var. 1989'da daha önce Diyarbakır'da hapis yatan Vedat Aydın, yanında Ahmet Hoca ile Hasan Hayri Aslan'ı ziyarete gelir.

Vedat Aydın, Hasan Hayri Aslan'a "Sizinle özel bir konuyu konuşmak için geldik. PKK'lılar, Musa Anter'den 5 milyon vermesini istemişler. O da 'benden haraç mı alıyorsunuz, bu ne saygısızlık. Siz daha dünkü çocuksunuz, ben 'Kürdistan'ın özgürlüğü için ömrümü verdim' diyerek kovuyor. Onlar da mühlet verip tehdit ederek gidiyorlar. Konu son derece ciddi, Ape Musa böyle davranışlara boyun eğmez, onlar da örgüt prestiji yapıp kendisine kötü bir şey yapabilirler. Endişeliyiz. Düşündük, sizin yardımınıza başvurmayı uygun gördük. Aranız iyidir, sizi kırmazlar. Lütfen uyarın sakın böyle yanlış bir şey yapmasınlar, bu çok vahim bir şey. Adam zaten faşistlerin hedefinde" diyip Hasan Hayri Aslan'dan PKK'lı tutsaklarla konuşmasını ister.

Hasan Hayri Aslan bunun üzerine cezaevindeki PKK'lılarla görüştüklerini, böyle bir eyleme izin verilmemesi gerektiğini belirtiklerini onların da  "Arkadaşlara ilettik, merak etmeyin öyle bir şey olmaz. Biz de yanlış buluyoruz" mesajı aldıklarını açıklıyor kitabında.

Fakat Vedat Aydın 1991'de, Musa Anter ise 1992'de JİTEM tarafından katledilir.